|
Kömür ve Kültür Kenti
Zonguldak
Zonguldak, Cumhuriyetin ilk
ili. Zonguldak, ilk Tenis kortlarının bulunduğu il. Zonguldak, Büyük Önder
Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla, ilk Sosyal Yardım kuruluşu,
Amelebirliği'nin kurulduğu il. Zonguldak, Cumhuriyet'ten sonra ilk yerel
gazetenin yayınlandığı il (23 Mart 1923 Tahir Karaoğuz-Zonguldak). Zonguldak,
yeraltında taşkömürü var olduğu için, Ereğli ve Karabük'e kurulan Demir Çelik
Fabrikaları ile birlikte Anadolu'ya demir ağlarının yayılmasına katkı veren il.
Zonguldak, ozan, bilim ve ilim adamlarının yetiştiği il.
Zonguldak, önemli
siyasetçilerin yetiştiği yetiştiği il. Zonguldak, taşkömürü ve demirçelik
fabrikalarıyla, yıllarca ülke ekonomisine can veren, ağır sanayinin lokomotifi
durumunda olan bir il. Zonguldak, 1991 büyük madenci yürüyüşü ile adını Dünyaya
duyuran il.
Zonguldak, 1960-70'li yıllarda Türkiye'nin Almanya'sı, Türkiye'nin
dört bir yanından gelen insanlara kucak açan, o insanlara işveren il. Zonguldak,
emek yoğun bir kent olması yanında, edebiyat, kültür ve sanatın da yoğun olduğu
bir il. Zonguldak'ın özellikleri ve güzellikleri saymakla bitmiyor. Büyük Önder
Mustafa Kemal Atatürk'ün, "Zonguldak'ın derin toprakları altındaki serveti
madeniye ne kadar kıymetli ise bizim nazarımızda Zonguldak da o kadar çok
kıymetli bir vilayetimizdir." Sözü, bu kentin Türkiye için ne kadar önemli
olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.
1970'li yıllarda ve ondan önceki yıllarda,
yeraltı madenciliğinin yanı sıra, Kültür ve Sanat'ın da ayrı bir önemi vardı.
1980 sonrası uygulanan ekonomik politikalar, TTK'nın küçülme politikası ile
birlikte, Emeğin Başkenti olan Zonguldak, ne yazık ki, madencilik alanında
olduğu gibi kültür ve sanatta da gerileme dönemine girdi diyebiliriz.
Kenti
yönetenler, siyasetçiler ve bürokratlar kültür ve sanata yeterince ilgi
göstermiyor, bu konuda projeler de üretme gayreti içinde bulunmuyordu. 2000'li
yıllarda, televizyonların yaygınlaşması, kültür ve sanat ağırlıklı yayınlar
yerine Televole yayınlarla, mankenlerin gece alemleri, kaçamakları, dedikodu
programları ile genç kuşakların kültür ve sanattan uzaklaşmasını sağladı.
Zonguldak'taki gençler de ister istemez televole kültürünü takip etmiş, kültür
ve sanata yeterince yönelmemişlerdi. Kömür kenti olan Zonguldak, Kültür ve Sanat
alanında da genişleyebilir. Kültür ve Sanatın gelişmesi için, Zonguldak
Belediyesi, Karaelmas Üniversitesi ve Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı üçlü
konsorsiyumla, ortak çalışmalar yapabilir. Kültür ve sanatın genç kuşaklara
anlatılması, uygulanması sağlanabilir.
Belediyenin Kültür Merkezi bu konuda
yeterli olmayabilir, diğer kurumlardan da yararlanılabilir. TTK'nın uhdesindeki
Kozlu otobüs duraklarının yanındaki atıl durumdaki alan, sanatçılara tahsis
edilebilir, burası kültür ve sanat için ideal bir alan çünkü.
Yıkılan lavvar
binasının yer altı silolarının bulunduğu yer ise kültür çarşısı şekline
dönüştürülebilir. Buraya, sinema, tiyatro ve benzeri etkinlikler için dizayn
edilebilir. Zonguldak her alanda yeterli bir il. Zonguldak'ta potansiyel de var.
Zonguldak'ta her konuda kalifiyeli beyinler de var. Zonguldak önce, 12 Eylül
sonrası uygulanan politikaların ezikliğini üzerinden atmalı, avantajlarını çok
iyi kullanmalıdır.
Yerel yönetimler yeterli olmayabilir, projeler
üretemeyebilir. ZKÜ, ZOKEV, TSO, GMİS, Belediye, sivil toplum örgütleri, kamu
kurum ve kuruluşları, dernek ve odalar kültür ve sanatın yaygınlaşması,
kurumsallaşması adına ortak bir çalışma yapmalıdırlar. Kömür kenti olarak
anılan, Emeğin Başkenti olarak kabul edilen Zonguldak aynı zamanda kültür ve
sanat kenti de olabilir. Neden olmasın.
Potansiyeli yerinde ve zamanında
kullanabilirsek olmayacak bir şey değil.
Yeter ki istensin.
Yeter ki, kurumlar
bir araya gelsin, projeleri kağıt üzerinde değil, uygulanabilirliliğini
tartışıp, hayata geçirebilirler.
Zonguldak kültür kenti olmayı çoktan hak etti
ve buna da hazır. (18 Kasım 2008)
IMF’ye res
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, IMF'ye
"Rest" çekti. IMF'nin vereceği "Borç para"ya ihtiyacımız olmadığını açıkça ifade
etti. Başbakan, ''IMF ile karşılıklı çıkara dayalı bir yaklaşım varsa biz varız.
IMF bizim ümüğümüzü sıkarsa daha önce söylediğim gibi yatırımlarımızı
durdurmamızı isterse biz yokuz dedik" diyor.
Dünyayı etkisi altına alan Küresel Mali Krizin yaşandığı bu günlerde,
Türkiye'nin IMF'ye karşı tutumu ve tavrı, değişik kesimlerce farklı yorumlara
neden olsa da, şu aşamada Başbakan'ın IMF ile ilgili söylediği sözler önemlidir.
Geçmiş siyasi iktidarlar, yaşanan ekonomik kriz sonrası hemen IMF'ye koşar,
"Yardım talebi"nde bulunur. IMF ise "Niyet Mektubu"nu hükümete sunar, bu
mektupta yer alan maddeler hiç düşünülmeden kabul edilir, "Taviz"ler verilirdi.
2001 krizinin etkileri hala yaşanıyor, hala o günlerin ekonomik sıkıntılarını
yaşıyoruz.
Yatırımlar yapılmıyor, üretim ekonomisinden vazgeçilip, tüketim ekonomisi tam
anlamı ile uygulanır oldu. Aslında, Türkiye'nin IMF'nin vereceği borç paraya
ihtiyacı yok. Türkiye, kendi özkaynaklarını kullansa değil IMF'ye, "Avrupa'nın
en güçlü" ülkeleri arasında baş sıraya bile yerleşebilir, kimseye ihtiyaç
duymaz.
Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye, gerek yeraltı zenginlikleri, gerekse
yerüstü zenginlikleriyle Dünyanın en gözde ülkesidir.
-Taşkömürü, Linyit.
-Demir, Krom, Bakır, Boksit, Kükürt, Manganez, Civa, Tuz,
-Bor madeni. -Petrol. -Demir-çelik sektörü.
-Orman ürünleri.
Daha onlarca zenginliklerimiz var ve bu zenginliklerimizi yeterince
kullanamıyoruz. Türkiye, özkaynaklarıyla kendine yeten bir ülkedir. Türkiye,
Avrupa'nın orta yerinde kilit bir noktadadır. Tavizler vererek, gücümüzü kırmak
isteyen Avrupalılar, bizi hafif bir ülke olarak görse de gücümüzü aslında
biliyorlar. Türkiye, birçok Avrupa ülkesinde olmayan güzellikleri-zenginlikleri
çok olan çağdaş-modern bir ülkedir. IMF'nin yaptırımları, niyet mektubu, bizi
üretim ekonomisinden alı koymamalıdır.
* * *
Çok değil birkaç yıl önce, Arjantin'de yaşanan ekonomik kriz hafızalardan
gitmedi. Arjantin, halkıyla bütünleşerek özkaynaklarını doğru kullanarak
ekonomik krizi aştı ve bugün ekonomisi en iyi olan ülkeler arasında yerini aldı.
Dağılan Rusya'yı da bir hatırlayalım. Kendi içinden birkaç ülke çıkardı, şimdi
onlar da ekonomik anlamda ileri ülkeler arasında yerini alıyor. Peki, biz neden
IMF'nin ümüğümüzü sıkmasına izin veriyoruz.
Çekeriz restimizi, onlara ihtiyacımız olmadığını söyleriz olur biter.
IMF bize para verse de olur, vermese de. Avrupa Birliği'ne girsek de olur
girmesek de. Türkiye zaten zengin bir ülke, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri
var, bu zenginlikleri doğru kullanabilecek kalifiyeli beyinleri de var.
Her şeyimiz var, her konuda avantajlıyız. Avrupa Birliği'ne girmeyelim, uzaya da
gitmeyelim ama "ilkelerimizden" de asla "taviz vermeyelim".
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "IMF'ye restini" destekliyorum. Başbakan doğru
yerde ve doğru bir zamanda bu sözü kullanmıştır. Küresel mali krizin yaşandığı
bu günlerde Türkiye'nin bu krizden etkilenmediğini, IMF'ye de ihtiyacımız
olmadığını bu şekilde göstermiş oldu.
Şimdi sıra üretim ekonomisinde, üretim ekonomisine geçilirse, birkaç yıl
içerisinde inanıyorum ki, Türkiye Avrupa'nın en zengin ülkesi olacaktır.
Halkın beklentisi bu yönde.
Üretim, üretim, Üretim. (4 Kasım 2008)
Matbaacı-Gazeteci
İlk matbaanın icadı Johann Gutenberg tarafından olmuştur. İlk Türk matbaacısı
İbrahim Müteferrika'dır. Lale devri olarak bilinen dönemde 1726 yılında ilk Türk
Matbaası kurulmuştur. O dönemlerde ileri teknoloji bu kadar gelişken olmadığı
için zor şartlarda matbaa işleri yapılıyor, gazeteler hazırlanıyordu. Kasa
gözlerine doldurulan haber ve başlık harfleri tek tek kumpaslara diziliyor,
teknelere diziliyor kalıplar hazırlanıyordu. Bir gazete sayfasının 20-25 kg.
geldiği, bir gazetenin 12-15 saatlerde hazırlanıyor, harfler kurşun, resimler
çinko klişeydi. Resimler Ankara veya İstanbul'da klişe yapılıyordu. O
dönemlerdeki matbaacılar yeri geldiğinde, mürettiplik, yeri geldiğinde mizanpaj,
yeri geldiğinde baskı, yeri geldiğinde muhabirlik yapıyordu. O dönemlerde,
gazetecilerin hemen hepsi "Alaylı"ydı. Temelden yetişmeydi.
O günlerde, muhabirler haberlerini ya elle ya da daktilo ile yazıyor
mürettiplere veriyordu. Saatler süren çalışma sonucunda gazete sayfaları itina
ile basılıyordu. Günümüz teknolojisi matbaacılık ve gazeteciliği de
kolaylaştırdı. Bir tuşa bastığında her şey hazır hale geliyor, bir gazete
sayfası 10 gram olarak önümüze geliyor. Her alanda olduğu gibi gazetecilikte de
teknoloji geliştikçe, gazetecilik mesleği de yozlaşmaya, basitleşmeye, her önüne
gelenin gazete çıkarma düşüncesinin hasıl olduğu döneme girildi. Bilgi
kirliliğine, meslek etik kurallarına uyulmama yönüne gidildi. Eski matbaa
ustaları, "Mürekkep yalamayan gazeteci olamaz" derdi. Yani, gazetecilik
yapacaksan, iyi bir gazeteci olacaksan, kurşun kokusunu, mürekkep kokusunu
ciğerinde hissedeceksin.
* * *
Bazı arkadaşlar, "Matbaacılıktan gelip,
kendi kendini gazeteci ilan edenlere ben cevap vermem…" diyor kendince. Yıl 1975
bir kış günü, gazeteciliğe ilk adım attığım gün. Ustam Adnan Çatar'ın
Türkiye'nin en uzun ömürlü yerel spor gazetesi olan Yurtspor gazetesine
başladım. Sabahın erken saatlerinde 500 gazeteyi abonelere dağıtıyor, dağıtım
işi bittikten sonra matbaada mürettiplik yapıyordum.
Zaman ilerledikçe, mesleği iyice öğrendim ve hem matbaacılık hem de muhabirlik
yapıyordum. Mürettiplik yaparken, muhabirlerin haberlerini de biz düzeltiyorduk.
Kimi nokta-virgül koymaz, kimi de kelimeleri yanlış telaffuz ederdi, kimisi
haberin başlığını bile atamazdı. "Okullu” muhabirlerin ustası "Alaylı"
matbaacılardı. Muhabirler gazeteciliği matbaacılardan öğrenirdi. Gazetecilik
mesleği o günlerde çok zahmetli olsa da bir o kadar da zevkliydi.
Hiçbir zaman matbaa kültüründen gelenler kendini "Gazeteci" olarak
tanımlamazlar, Matbaa kültüründen geldiklerini asla inkar etmezler. O günün
şartlarındaki gazeteciliği özler olduk.
* * *
Günümüz gazeteciliğine gelince;
bir bilgisayar yeterli. Bilgisayarda her şey hazır, tüm programlar var. Bir
kahvehane, bir bakkal dükkanı, bir berber dükkanı açmak için sizden onlarca
evrak isterler, bir evrak eksik olduğunda siz o işyerini açamazsınız. Bir gazete
çıkarmak için sadece bir dilekçe yeterli. Sizin gazeteci olup olmadığınıza,
genel kültürünüze, tahsilinize, sorumluluk anlayışınıza, tesisinize, kaç kişiyi
çalıştırdığınıza bakmazlar. İsteyen herkes gazete çıkarabilir, gazeteci sıfatı
alabilir. Eskiden böyle değildi. Meslek zordu, isteyen istediği gibi gazete
çıkaramazdı.
Eskiden Zonguldak il genelinde 10 gazete vardı. Şimdi 46 gazete, 7 dergi, 10
radyo, 3 televizyon var. Yine eskiden, herkes gazetelere muhabir olarak
giremezdi. Muhabir olmak isteyenlerin, genel kültür zenginliği, sorumluluk
anlayışı aranırdı.
Şimdi, iş bulamayan herkes "Gazeteci" olabiliyor. Zonguldak’ta matbaacılık
kültüründen gelip, uzun yıllar kurşun ve mürekkep kokusunu tadan, o günlerin
zorluğunu, sıkıntısını çeken ve halen muhabirlik yapan kaç kişi var. Mustafa
Emen, Şaban Yılmaz, Çetin Özdemir ve Ali Cinal.
Biz Alaylıyız. Biz bu mesleğin temelinden geldik. Düşünceleremiz farklı
olsada, yaşadığımız kentin sorunlarında hemfikiriz. Bu kentin sorunu hepimizin
sorunu. Matbaacılıktan gelenlere farklı gözle bakamazsınız. Matbaacılar, yazım
kurallarını da, mesleğin tekniğini de iyi bilir. Matbaacılar varsa, gazeteciler
var. Biz matbaacıyız, ya siz...! (28 Ekim 2008)
KGD çıtayı yükseltiyor
Karaelmas Gazeteciler Derneği, kurulduğu
7 Kasım 2003 tarihinden bu yana, meslek içi eğitimin yanı sıra, "Zonguldak
Sorumluluğu" bilinci ile "Genel sorunların giderilmesi" yönünde de önemli
çalışmalara imza atıyor. Karaelmas Gazeteciler Derneği, her yaptığı işi gerek
meslek adına, gerekse Zonguldak adına yapıyor.
Karaelmas Gazeteciler Derneği, "Kurumsal kimliğini" koruyarak, "Toplumsal
Sorumluluğu" öne çıkararak, "Zonguldak'ın çıkar ve menfaatleri" doğrultusunda,
asla "İlkelerinden taviz vermiyor." Birileri eleştiriyor, eleştirecek, "Kedi
uzanamayacağı ciğere mundar der" misali. Onlar kendi işine bakacak, "Dik
duracak, yalpa yapmayacak", "Dengeleri koruyorum" derken, kendi dengesini
kaybediyor, farkına bile varamıyorlar. Doğruları, gerçekleri görmek
istemiyorlar.
Karaelmas Gazeteciler Derneği, kim ne derse desin, güzel işler yapıyor. Örnek;
Çaycuma Şenköy İlköğretim Okulu'nun yeniden eğitime kazandırılması, Siirt Şirvan
ilköğretim Okulu'na eğitim-giyim yardımının ulaşması, Lukoil'in Filyos'a yatırım
yapması konusunda "Baskı" oluşturulması, siyasi iktidarın milletvekillerinin
bile Başbakan ve Bakan'a soramadığı "Zonguldak sorunlarını" bizzat Başbakan ve
Bakan'a sorulması.
Karaelmas Gazeteciler Derneği, Gazetecilik mesleği adına da çok önemli işler
yapıyor. Meslek içi eğitim seminerleri, gazetecilerin bir araya getirilmesi,
daha kaliteli gazetecilik yapılmasına öncülük edilmesi gibi. Ve son olarak
başarı ödüllerinin dağıtım töreni. "Karaelmas Gazetecilik Başarı Ödülleri"
dağıtım töreni gibi bir etkinliği bu koşullarda hangi meslek örgütü yapabilir
sormak isterim. Karaelmas Gazeteciler Derneği, yönetim ve üyeleri herkes bir
ucundan tutarak bu etkinliğin sağlıklı ve başarılı geçmesi için çaba gösterdi.
Her gazetecinin bu etkinlikte emeği var. Kolay değildi tabiî ki, ödül töreni
yapıyorsunuz, her detayı da düşüneceksiniz. Ödül töreni yaparken, yarışmada
dereceye girenlere 10 YTL'lik bir plaket de verilebilirdi. Dernek yönetimi,
gazetecilere verilecek ödülün de bir değeri olması gerektiğini, bunun rakamsal
büyüklüğüne bakmadan her türlü özveriyi göstermiştir. Tamamen kendi yağıyla
kavrulan, ekonomik güçlükler içerisinde olmasına rağmen, ödül töreninde diz üstü
bilgisayar ile gazetecilik ve madenciliği simgeleyen bir de plaket verildi.
Meslekte 25 yıl üzeri halen görev yapan gazeteci büyüklerini de unutmadı, onlara
da özel ödül vererek unutulmadıklarını gösterdi. Türkiye'nin çeşitli illerinde
Zonguldak'ta yetişip, yaygın medyada görev yapan gazetecileri ve Türkiye
Gazeteciler Cemiyeti yöneticilerini de bu törende görme mutluluğuna erişti.
Eksiklikler olabilir. Ancak Karaelmas Gazeteciler Derneği, ödül töreni ile yine
damgasını vurmuştur. "Tabela Derneği" olmadığını bir kez daha göstermiştir.
Karaelmas Gazeteciler Derneği, "Çıtayı yükseltmiştir" ve bu çıtayı daha
yukarılara çıkartmak için çalışmalara devam edecektir. BİR SÖZÜM DE MUZAFFER
AKGÜN'e Doğru Haber Gazetesi imtiyaz sahibi Muzaffer Akgün'ü gerçekten severim,
arkadaşımdır. İyi niyetinden hiçbir zaman şüphe etmemişimdir. Muzaffer Akgün dün
köşesinde, Karaelmas Gazeteciler Derneği'nin ödül töreni ile ilgili bir iki
konuda eleştiri getirmiş. Karaelmas Gazeteciler Derneği yöneticisi ve yarışma
ile bizzat ilgilenen biri olarak bu eleştirilerden ben kendi adıma üzüldüm.
Çünkü; bu yıl 3'ncüsünü düzenlediğimiz yarışma için tüm gazetecilere birkaç kez
duyuru yapıldı. Ben ve yönetici arkadaşlarım bizzat söyledik, "Yarışmaya
katılın" diye yalvardık adeta. Katılan oldu, katılmayan oldu. Muzaffer Akgün'ün
yanında çalışan Umut Erses'e bile birkaç kez söyledim, katılması gerektiğini
defalarca anlattım. Umut bir fotoğraf getirdi Umut’un o fotoğrafını hangi
şartlarda yaptırdığını bunu ben iyi biliyorum, Umut'un da ödül almasını gönülden
istiyordum ama olmadı, nasip değilmiş. Kimse "Benim haberim yoktu" diyemez.
Seçici Kurul'un çalışmalarına gelince; toplam 52 eser geldi ve bu eserler teslim
alınıp dosyalandı. Bakacakkadı 100. Yıl Atatürk Hizmet Köyü'nde 18-19 Nisan
tarihlerinde yapılan Eğitim seminerinde, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto,
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurçay
Türkoğlu, Eğitimci-Gazeteci Tümer Argın, NTV Televizyonu Haber Kamera Şefi Mesut
Dengibilgin, Gazeteci Yazar Namık Aşçı'dan oluşan Seçici Kurul eserleri
belirlerken bende yanlarındaydım.
Kimse kimseye "Şunu birinci yapalım, bunu birinci yapalım" demedi. Her detay
incelendi. Yaklaşık 4 saat eserler üzerinde tartıştılar, herkes kendi
fikirlerini söyledi ve puanlar verildi. Namık Aşçı gibi her konuda "Adil" olan
bir kişi için eleştiri getirmeye kimsenin hakkı yok. Kaldı ki, Seçici Kurul'un
işi bitti ben dosyayı kapatıp, derneğin dolabına koydum, yarışmada birinci
olanlardan ne Osman Sav'ın, ne de Atilla Öksüz'ün son güne kadar haberleri bile
yoktu. AA'ya üç ödül verilmiş, derneğin bayram gazetesine de bir-iki ödül
verilmiş. Pusula'ya da ödül verilmiş. Olabilir ne var bunda. Bu yarışmada
dereceye girenleri kimsenin eleştirmeye hakkı yok. Kimsenin de
darılmaya-kırılmaya hakkı yok. Bu yarışma herkese açıktı, birinci olamayanlar
daha güzel işler yapsınlar, bir sonraki yarışmaya hazırlansınlar. Sen bu
ödülleri Tİİ’ye alıyorsun, biz Tİİ’ye almıyoruz, biz tüm gazetecilerin
yaptıkları eserleri önemsiyoruz. Hatırlatmak isterim.
(21 Ekim 2008) |