ÇETİN CEVİZ

ÇETİN ÖZDEMİR

cetinozdemir67@mynet.com

 

 

 Kömür ve Kültür Kenti Zonguldak

Zonguldak, Cumhuriyetin ilk ili. Zonguldak, ilk Tenis kortlarının bulunduğu il. Zonguldak, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla, ilk Sosyal Yardım kuruluşu, Amelebirliği'nin kurulduğu il. Zonguldak, Cumhuriyet'ten sonra ilk yerel gazetenin yayınlandığı il (23 Mart 1923 Tahir Karaoğuz-Zonguldak). Zonguldak, yeraltında taşkömürü var olduğu için, Ereğli ve Karabük'e kurulan Demir Çelik Fabrikaları ile birlikte Anadolu'ya demir ağlarının yayılmasına katkı veren il. Zonguldak, ozan, bilim ve ilim adamlarının yetiştiği il.
Zonguldak, önemli siyasetçilerin yetiştiği yetiştiği il. Zonguldak, taşkömürü ve demirçelik fabrikalarıyla, yıllarca ülke ekonomisine can veren, ağır sanayinin lokomotifi durumunda olan bir il. Zonguldak, 1991 büyük madenci yürüyüşü ile adını Dünyaya duyuran il.
Zonguldak, 1960-70'li yıllarda Türkiye'nin Almanya'sı, Türkiye'nin dört bir yanından gelen insanlara kucak açan, o insanlara işveren il. Zonguldak, emek yoğun bir kent olması yanında, edebiyat, kültür ve sanatın da yoğun olduğu bir il. Zonguldak'ın özellikleri ve güzellikleri saymakla bitmiyor. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün, "Zonguldak'ın derin toprakları altındaki serveti madeniye ne kadar kıymetli ise bizim nazarımızda Zonguldak da o kadar çok kıymetli bir vilayetimizdir." Sözü, bu kentin Türkiye için ne kadar önemli olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.
1970'li yıllarda ve ondan önceki yıllarda, yeraltı madenciliğinin yanı sıra, Kültür ve Sanat'ın da ayrı bir önemi vardı. 1980 sonrası uygulanan ekonomik politikalar, TTK'nın küçülme politikası ile birlikte, Emeğin Başkenti olan Zonguldak, ne yazık ki, madencilik alanında olduğu gibi kültür ve sanatta da gerileme dönemine girdi diyebiliriz.
Kenti yönetenler, siyasetçiler ve bürokratlar kültür ve sanata yeterince ilgi göstermiyor, bu konuda projeler de üretme gayreti içinde bulunmuyordu. 2000'li yıllarda, televizyonların yaygınlaşması, kültür ve sanat ağırlıklı yayınlar yerine Televole yayınlarla, mankenlerin gece alemleri, kaçamakları, dedikodu programları ile genç kuşakların kültür ve sanattan uzaklaşmasını sağladı. Zonguldak'taki gençler de ister istemez televole kültürünü takip etmiş, kültür ve sanata yeterince yönelmemişlerdi. Kömür kenti olan Zonguldak, Kültür ve Sanat alanında da genişleyebilir. Kültür ve Sanatın gelişmesi için, Zonguldak Belediyesi, Karaelmas Üniversitesi ve Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı üçlü konsorsiyumla, ortak çalışmalar yapabilir. Kültür ve sanatın genç kuşaklara anlatılması, uygulanması sağlanabilir.
Belediyenin Kültür Merkezi bu konuda yeterli olmayabilir, diğer kurumlardan da yararlanılabilir. TTK'nın uhdesindeki Kozlu otobüs duraklarının yanındaki atıl durumdaki alan, sanatçılara tahsis edilebilir, burası kültür ve sanat için ideal bir alan çünkü.
Yıkılan lavvar binasının yer altı silolarının bulunduğu yer ise kültür çarşısı şekline dönüştürülebilir. Buraya, sinema, tiyatro ve benzeri etkinlikler için dizayn edilebilir. Zonguldak her alanda yeterli bir il. Zonguldak'ta potansiyel de var. Zonguldak'ta her konuda kalifiyeli beyinler de var. Zonguldak önce, 12 Eylül sonrası uygulanan politikaların ezikliğini üzerinden atmalı, avantajlarını çok iyi kullanmalıdır.
Yerel yönetimler yeterli olmayabilir, projeler üretemeyebilir. ZKÜ, ZOKEV, TSO, GMİS, Belediye, sivil toplum örgütleri, kamu kurum ve kuruluşları, dernek ve odalar kültür ve sanatın yaygınlaşması, kurumsallaşması adına ortak bir çalışma yapmalıdırlar. Kömür kenti olarak anılan, Emeğin Başkenti olarak kabul edilen Zonguldak aynı zamanda kültür ve sanat kenti de olabilir. Neden olmasın.
Potansiyeli yerinde ve zamanında kullanabilirsek olmayacak bir şey değil.
Yeter ki istensin.
Yeter ki, kurumlar bir araya gelsin, projeleri kağıt üzerinde değil, uygulanabilirliliğini tartışıp, hayata geçirebilirler.
Zonguldak kültür kenti olmayı çoktan hak etti ve buna da hazır. (18 Kasım 2008)

 

 

 

 

 

 

 

IMF’ye res

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, IMF'ye "Rest" çekti. IMF'nin vereceği "Borç para"ya ihtiyacımız olmadığını açıkça ifade etti. Başbakan, ''IMF ile karşılıklı çıkara dayalı bir yaklaşım varsa biz varız. IMF bizim ümüğümüzü sıkarsa daha önce söylediğim gibi yatırımlarımızı durdurmamızı isterse biz yokuz dedik" diyor.
Dünyayı etkisi altına alan Küresel Mali Krizin yaşandığı bu günlerde, Türkiye'nin IMF'ye karşı tutumu ve tavrı, değişik kesimlerce farklı yorumlara neden olsa da, şu aşamada Başbakan'ın IMF ile ilgili söylediği sözler önemlidir.
Geçmiş siyasi iktidarlar, yaşanan ekonomik kriz sonrası hemen IMF'ye koşar, "Yardım talebi"nde bulunur. IMF ise "Niyet Mektubu"nu hükümete sunar, bu mektupta yer alan maddeler hiç düşünülmeden kabul edilir, "Taviz"ler verilirdi. 2001 krizinin etkileri hala yaşanıyor, hala o günlerin ekonomik sıkıntılarını yaşıyoruz.
Yatırımlar yapılmıyor, üretim ekonomisinden vazgeçilip, tüketim ekonomisi tam anlamı ile uygulanır oldu. Aslında, Türkiye'nin IMF'nin vereceği borç paraya ihtiyacı yok. Türkiye, kendi özkaynaklarını kullansa değil IMF'ye, "Avrupa'nın en güçlü" ülkeleri arasında baş sıraya bile yerleşebilir, kimseye ihtiyaç duymaz.
Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye, gerek yeraltı zenginlikleri, gerekse yerüstü zenginlikleriyle Dünyanın en gözde ülkesidir.
-Taşkömürü, Linyit.
-Demir, Krom, Bakır, Boksit, Kükürt, Manganez, Civa, Tuz,
-Bor madeni. -Petrol. -Demir-çelik sektörü.
-Orman ürünleri.
Daha onlarca zenginliklerimiz var ve bu zenginliklerimizi yeterince kullanamıyoruz. Türkiye, özkaynaklarıyla kendine yeten bir ülkedir. Türkiye, Avrupa'nın orta yerinde kilit bir noktadadır. Tavizler vererek, gücümüzü kırmak isteyen Avrupalılar, bizi hafif bir ülke olarak görse de gücümüzü aslında biliyorlar. Türkiye, birçok Avrupa ülkesinde olmayan güzellikleri-zenginlikleri çok olan çağdaş-modern bir ülkedir. IMF'nin yaptırımları, niyet mektubu, bizi üretim ekonomisinden alı koymamalıdır.
 * * *
Çok değil birkaç yıl önce, Arjantin'de yaşanan ekonomik kriz hafızalardan gitmedi. Arjantin, halkıyla bütünleşerek özkaynaklarını doğru kullanarak ekonomik krizi aştı ve bugün ekonomisi en iyi olan ülkeler arasında yerini aldı. Dağılan Rusya'yı da bir hatırlayalım. Kendi içinden birkaç ülke çıkardı, şimdi onlar da ekonomik anlamda ileri ülkeler arasında yerini alıyor. Peki, biz neden IMF'nin ümüğümüzü sıkmasına izin veriyoruz.
Çekeriz restimizi, onlara ihtiyacımız olmadığını söyleriz olur biter.
IMF bize para verse de olur, vermese de. Avrupa Birliği'ne girsek de olur girmesek de. Türkiye zaten zengin bir ülke, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri var, bu zenginlikleri doğru kullanabilecek kalifiyeli beyinleri de var.
Her şeyimiz var, her konuda avantajlıyız. Avrupa Birliği'ne girmeyelim, uzaya da gitmeyelim ama "ilkelerimizden" de asla "taviz vermeyelim".
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "IMF'ye restini" destekliyorum. Başbakan doğru yerde ve doğru bir zamanda bu sözü kullanmıştır. Küresel mali krizin yaşandığı bu günlerde Türkiye'nin bu krizden etkilenmediğini, IMF'ye de ihtiyacımız olmadığını bu şekilde göstermiş oldu.
Şimdi sıra üretim ekonomisinde, üretim ekonomisine geçilirse, birkaç yıl içerisinde inanıyorum ki, Türkiye Avrupa'nın en zengin ülkesi olacaktır.
Halkın beklentisi bu yönde.
Üretim, üretim, Üretim. (4 Kasım 2008)

Matbaacı-Gazeteci


İlk matbaanın icadı Johann Gutenberg tarafından olmuştur. İlk Türk matbaacısı İbrahim Müteferrika'dır. Lale devri olarak bilinen dönemde 1726 yılında ilk Türk Matbaası kurulmuştur. O dönemlerde ileri teknoloji bu kadar gelişken olmadığı için zor şartlarda matbaa işleri yapılıyor, gazeteler hazırlanıyordu. Kasa gözlerine doldurulan haber ve başlık harfleri tek tek kumpaslara diziliyor, teknelere diziliyor kalıplar hazırlanıyordu. Bir gazete sayfasının 20-25 kg. geldiği, bir gazetenin 12-15 saatlerde hazırlanıyor, harfler kurşun, resimler çinko klişeydi. Resimler Ankara veya İstanbul'da klişe yapılıyordu. O dönemlerdeki matbaacılar yeri geldiğinde, mürettiplik, yeri geldiğinde mizanpaj, yeri geldiğinde baskı, yeri geldiğinde muhabirlik yapıyordu. O dönemlerde, gazetecilerin hemen hepsi "Alaylı"ydı. Temelden yetişmeydi.
O günlerde, muhabirler haberlerini ya elle ya da daktilo ile yazıyor mürettiplere veriyordu. Saatler süren çalışma sonucunda gazete sayfaları itina ile basılıyordu. Günümüz teknolojisi matbaacılık ve gazeteciliği de kolaylaştırdı. Bir tuşa bastığında her şey hazır hale geliyor, bir gazete sayfası 10 gram olarak önümüze geliyor. Her alanda olduğu gibi gazetecilikte de teknoloji geliştikçe, gazetecilik mesleği de yozlaşmaya, basitleşmeye, her önüne gelenin gazete çıkarma düşüncesinin hasıl olduğu döneme girildi. Bilgi kirliliğine, meslek etik kurallarına uyulmama yönüne gidildi. Eski matbaa ustaları, "Mürekkep yalamayan gazeteci olamaz" derdi. Yani, gazetecilik yapacaksan, iyi bir gazeteci olacaksan, kurşun kokusunu, mürekkep kokusunu ciğerinde hissedeceksin.

* * *

Bazı arkadaşlar, "Matbaacılıktan gelip, kendi kendini gazeteci ilan edenlere ben cevap vermem…" diyor kendince. Yıl 1975 bir kış günü, gazeteciliğe ilk adım attığım gün. Ustam Adnan Çatar'ın Türkiye'nin en uzun ömürlü yerel spor gazetesi olan Yurtspor gazetesine başladım. Sabahın erken saatlerinde 500 gazeteyi abonelere dağıtıyor, dağıtım işi bittikten sonra matbaada mürettiplik yapıyordum.
Zaman ilerledikçe, mesleği iyice öğrendim ve hem matbaacılık hem de muhabirlik yapıyordum. Mürettiplik yaparken, muhabirlerin haberlerini de biz düzeltiyorduk. Kimi nokta-virgül koymaz, kimi de kelimeleri yanlış telaffuz ederdi, kimisi haberin başlığını bile atamazdı. "Okullu” muhabirlerin ustası "Alaylı" matbaacılardı. Muhabirler gazeteciliği matbaacılardan öğrenirdi. Gazetecilik mesleği o günlerde çok zahmetli olsa da bir o kadar da zevkliydi.
Hiçbir zaman matbaa kültüründen gelenler kendini "Gazeteci" olarak tanımlamazlar, Matbaa kültüründen geldiklerini asla inkar etmezler. O günün şartlarındaki gazeteciliği özler olduk.

* * *

 Günümüz gazeteciliğine gelince; bir bilgisayar yeterli. Bilgisayarda her şey hazır, tüm programlar var. Bir kahvehane, bir bakkal dükkanı, bir berber dükkanı açmak için sizden onlarca evrak isterler, bir evrak eksik olduğunda siz o işyerini açamazsınız. Bir gazete çıkarmak için sadece bir dilekçe yeterli. Sizin gazeteci olup olmadığınıza, genel kültürünüze, tahsilinize, sorumluluk anlayışınıza, tesisinize, kaç kişiyi çalıştırdığınıza bakmazlar. İsteyen herkes gazete çıkarabilir, gazeteci sıfatı alabilir. Eskiden böyle değildi. Meslek zordu, isteyen istediği gibi gazete çıkaramazdı.
Eskiden Zonguldak il genelinde 10 gazete vardı. Şimdi 46 gazete, 7 dergi, 10 radyo, 3 televizyon var. Yine eskiden, herkes gazetelere muhabir olarak giremezdi. Muhabir olmak isteyenlerin, genel kültür zenginliği, sorumluluk anlayışı aranırdı.
Şimdi, iş bulamayan herkes "Gazeteci" olabiliyor. Zonguldak’ta matbaacılık kültüründen gelip, uzun yıllar kurşun ve mürekkep kokusunu tadan, o günlerin zorluğunu, sıkıntısını çeken ve halen muhabirlik yapan kaç kişi var. Mustafa Emen, Şaban Yılmaz, Çetin Özdemir ve Ali Cinal.
 Biz Alaylıyız. Biz bu mesleğin temelinden geldik. Düşünceleremiz farklı olsada, yaşadığımız kentin sorunlarında hemfikiriz. Bu kentin sorunu hepimizin sorunu. Matbaacılıktan gelenlere farklı gözle bakamazsınız. Matbaacılar, yazım kurallarını da, mesleğin tekniğini de iyi bilir. Matbaacılar varsa, gazeteciler var. Biz matbaacıyız, ya siz...! (28 Ekim 2008)

 

 

 

 

 

KGD çıtayı yükseltiyor

Karaelmas Gazeteciler Derneği, kurulduğu 7 Kasım 2003 tarihinden bu yana, meslek içi eğitimin yanı sıra, "Zonguldak Sorumluluğu" bilinci ile "Genel sorunların giderilmesi" yönünde de önemli çalışmalara imza atıyor. Karaelmas Gazeteciler Derneği, her yaptığı işi gerek meslek adına, gerekse Zonguldak adına yapıyor.
Karaelmas Gazeteciler Derneği, "Kurumsal kimliğini" koruyarak, "Toplumsal Sorumluluğu" öne çıkararak, "Zonguldak'ın çıkar ve menfaatleri" doğrultusunda, asla "İlkelerinden taviz vermiyor." Birileri eleştiriyor, eleştirecek, "Kedi uzanamayacağı ciğere mundar der" misali. Onlar kendi işine bakacak, "Dik duracak, yalpa yapmayacak", "Dengeleri koruyorum" derken, kendi dengesini kaybediyor, farkına bile varamıyorlar. Doğruları, gerçekleri görmek istemiyorlar.
Karaelmas Gazeteciler Derneği, kim ne derse desin, güzel işler yapıyor. Örnek; Çaycuma Şenköy İlköğretim Okulu'nun yeniden eğitime kazandırılması, Siirt Şirvan ilköğretim Okulu'na eğitim-giyim yardımının ulaşması, Lukoil'in Filyos'a yatırım yapması konusunda "Baskı" oluşturulması, siyasi iktidarın milletvekillerinin bile Başbakan ve Bakan'a soramadığı "Zonguldak sorunlarını" bizzat Başbakan ve Bakan'a sorulması.
Karaelmas Gazeteciler Derneği, Gazetecilik mesleği adına da çok önemli işler yapıyor. Meslek içi eğitim seminerleri, gazetecilerin bir araya getirilmesi, daha kaliteli gazetecilik yapılmasına öncülük edilmesi gibi. Ve son olarak başarı ödüllerinin dağıtım töreni. "Karaelmas Gazetecilik Başarı Ödülleri" dağıtım töreni gibi bir etkinliği bu koşullarda hangi meslek örgütü yapabilir sormak isterim. Karaelmas Gazeteciler Derneği, yönetim ve üyeleri herkes bir ucundan tutarak bu etkinliğin sağlıklı ve başarılı geçmesi için çaba gösterdi. Her gazetecinin bu etkinlikte emeği var. Kolay değildi tabiî ki, ödül töreni yapıyorsunuz, her detayı da düşüneceksiniz. Ödül töreni yaparken, yarışmada dereceye girenlere 10 YTL'lik bir plaket de verilebilirdi. Dernek yönetimi, gazetecilere verilecek ödülün de bir değeri olması gerektiğini, bunun rakamsal büyüklüğüne bakmadan her türlü özveriyi göstermiştir. Tamamen kendi yağıyla kavrulan, ekonomik güçlükler içerisinde olmasına rağmen, ödül töreninde diz üstü bilgisayar ile gazetecilik ve madenciliği simgeleyen bir de plaket verildi. Meslekte 25 yıl üzeri halen görev yapan gazeteci büyüklerini de unutmadı, onlara da özel ödül vererek unutulmadıklarını gösterdi. Türkiye'nin çeşitli illerinde Zonguldak'ta yetişip, yaygın medyada görev yapan gazetecileri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yöneticilerini de bu törende görme mutluluğuna erişti. Eksiklikler olabilir. Ancak Karaelmas Gazeteciler Derneği, ödül töreni ile yine damgasını vurmuştur. "Tabela Derneği" olmadığını bir kez daha göstermiştir. Karaelmas Gazeteciler Derneği, "Çıtayı yükseltmiştir" ve bu çıtayı daha yukarılara çıkartmak için çalışmalara devam edecektir. BİR SÖZÜM DE MUZAFFER AKGÜN'e Doğru Haber Gazetesi imtiyaz sahibi Muzaffer Akgün'ü gerçekten severim, arkadaşımdır. İyi niyetinden hiçbir zaman şüphe etmemişimdir. Muzaffer Akgün dün köşesinde, Karaelmas Gazeteciler Derneği'nin ödül töreni ile ilgili bir iki konuda eleştiri getirmiş. Karaelmas Gazeteciler Derneği yöneticisi ve yarışma ile bizzat ilgilenen biri olarak bu eleştirilerden ben kendi adıma üzüldüm.
Çünkü; bu yıl 3'ncüsünü düzenlediğimiz yarışma için tüm gazetecilere birkaç kez duyuru yapıldı. Ben ve yönetici arkadaşlarım bizzat söyledik, "Yarışmaya katılın" diye yalvardık adeta. Katılan oldu, katılmayan oldu. Muzaffer Akgün'ün yanında çalışan Umut Erses'e bile birkaç kez söyledim, katılması gerektiğini defalarca anlattım. Umut bir fotoğraf getirdi Umut’un o fotoğrafını hangi şartlarda yaptırdığını bunu ben iyi biliyorum, Umut'un da ödül almasını gönülden istiyordum ama olmadı, nasip değilmiş. Kimse "Benim haberim yoktu" diyemez.
Seçici Kurul'un çalışmalarına gelince; toplam 52 eser geldi ve bu eserler teslim alınıp dosyalandı. Bakacakkadı 100. Yıl Atatürk Hizmet Köyü'nde 18-19 Nisan tarihlerinde yapılan Eğitim seminerinde, TGC Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu, Eğitimci-Gazeteci Tümer Argın, NTV Televizyonu Haber Kamera Şefi Mesut Dengibilgin, Gazeteci Yazar Namık Aşçı'dan oluşan Seçici Kurul eserleri belirlerken bende yanlarındaydım.
Kimse kimseye "Şunu birinci yapalım, bunu birinci yapalım" demedi. Her detay incelendi. Yaklaşık 4 saat eserler üzerinde tartıştılar, herkes kendi fikirlerini söyledi ve puanlar verildi. Namık Aşçı gibi her konuda "Adil" olan bir kişi için eleştiri getirmeye kimsenin hakkı yok. Kaldı ki, Seçici Kurul'un işi bitti ben dosyayı kapatıp, derneğin dolabına koydum, yarışmada birinci olanlardan ne Osman Sav'ın, ne de Atilla Öksüz'ün son güne kadar haberleri bile yoktu. AA'ya üç ödül verilmiş, derneğin bayram gazetesine de bir-iki ödül verilmiş. Pusula'ya da ödül verilmiş. Olabilir ne var bunda. Bu yarışmada dereceye girenleri kimsenin eleştirmeye hakkı yok. Kimsenin de darılmaya-kırılmaya hakkı yok. Bu yarışma herkese açıktı, birinci olamayanlar daha güzel işler yapsınlar, bir sonraki yarışmaya hazırlansınlar. Sen bu ödülleri Tİİ’ye alıyorsun, biz Tİİ’ye almıyoruz, biz tüm gazetecilerin yaptıkları eserleri önemsiyoruz. Hatırlatmak isterim.

(21 Ekim 2008)