

EN KÖTÜ DÖNEM!
İKBAL UĞRUNA!
Söze doğrudan gireyim; Ülkemiz son yılların en kötü dönemini yaşıyor.
Siyasette, eğitimde, adalette, ekonomide, dış politikada…
Suriye’de, Irak’ta sorunlar devam ediyor. Siyonist Trump ile işbirliği halinde İsrail, Gazze’yi yerle bir ederken bir yandan da Suriye’nin önemli bir bölümünü topraklarına katıyor, güney sınırımızda kukla bir Kürt devleti kurdurmanın planlarını yapıyor.
Ülkemizin birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu dönemde siyasi ikballerini düşünen siyasiler birbirine girmiş durumda.
Siyaset dili öylesine kirlendi ki artık her türlü hakareti kanıksar hale geldik.
Bu seviyesiz siyaset, siyasi istikrarsızlığı iyiden iyiye derinleştirirken dün bebek katiline en ağır lafları edenler gerekçesi ne olursa olsun bugün 30 bin kişinin katiline özgürlük çığırtkanlığı yapıyor, Meclis’e davet ediyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, ardından birçok belediye başkanı dahil olmak üzere yolsuzluk iddialarıyla tutuklanması hem üniversite öğrencilerini hem de halkı sokaklara döktü.
Apo’ya özgürlük hesapları yapılırken Anayasal haklarını kullanan, masum gençler tutuklandı.
Son olarak ise lise öğrencileri ayağa kalktı.
Aralarında Zonguldak İMKB ve Mehmet Çelikel Lisesi’nin olduğu proje okullarında öğretmen atamaları yapıldı, mevcut öğretmenler yer değiştirme işlemine tabi tutuldu.
Milli Eğitim Bakanı tepkilere “Öğretmenlerin görev süreleri doldu” gibi bir açıklamayla karşılık verdi.
Peki öğretmenlerin görev süreleri eğitim-öğretim yılının ikinci döneminin ortasında mı doldu?
Okulların kapanmasına 2 ay kala yapılacak iş değil.
Dedim ya ülkemiz eğitimde de son yılların en kötü dönemini yaşıyor.
Eğitimdeki bu sorunların mimarı ise şimdiki Milli Eğitim Bakanı…
Bu Milli Eğitim Bakanı göreve başladığından beri yanlış eğitim politikalarıyla milli eğitime en kötü dönemini yaşatıyor.
Bana göre Vehbi Dinçerler’in bakanlığının ardından Milli Eğitim Bakanlığı hep geriye gitti.
Dinçerler’den sonra Milli Eğitim ne yazık ki cemaatlerin, tarikatların kadrolaşma alanı oldu.
Sağlık Bakanlığı da öyle…
Unutmayın FETÖ, kısa sürede Milli Eğitimde, Emniyette ve Ordu’da kadrolaşmıştı.
Bu süreç ülkemizi 15 Temmuz’a kadar getirdi.
Halkımızın ve Atatürkçü subayların, emniyet mensuplarının karşı duruşu sayesinde başarıya ulaşamadılar.
Eğer o darbe tamamlanabilseydi bugün ülkemiz Siyonistlerin eline teslim edilmişti.
Bugün ülkemizde yaşananlar ne yazık ki yakın tarihten dahi ders alınmadığını gösteriyor.
Ekonomi malumunuz. Birileri sürekli enflasyon düşüyor dese de kazın ayağı hiç de öyle değil.
Çarşıya-pazara çıkanlar enflasyonun düşmediğini görüyor.
Bakın döviz kurları uçtu, altın aldı başını gidiyor.
Bazı şirketlere garanti ödeme altında milyarlarca lira aktarılırken asgari ücretli, emekli, çalışana üç kuruş çok görülüyor.
Özelleştirmelerin bu ülkeye ve halka zararının olduğunu kabul etmeliyiz.
Örneğin elektrik üretiminden dağıtımına ve haberleşmeye varıncaya kadar birçok hizmet özelleştirildi.
Hem hizmet kalitesi artacak hem de ucuzlayacaktı.
Hiç de öyle olmadı.
Bugün elektrik dağıtım şirketinin asli görevi olan sayaç okumanın parasını bile tüketici ödüyor.
Sayaç bakım parası, sokak lambalarının tüketimi bile halktan tahsil ediliyor.
Tam anlamıyla hükümetin özelleştirme politikasıyla şirketler için kazan-kazan düzeni kurulmuş.
Belediyelerde bile su sayaçlarının okuma bedelini tüketici ödüyor.
Her türlü bedel halkın sırtına yüklenmiş durumda.
Bu sadece bir örnek.
Özelleştirilmeyen ne kaldı ki!
Özellikle son dönemde yanlış politikaların bedelini halk misliyle ödüyor ne yazık ki…
Türkiye’ye yön veren siyaset artık halka kulak vermeli ve doğru politikalarla ülkemizin bu kötü günleri aşmasını sağlamalıdır.
Siyasetin, ikbal uğruna emperyalizmin değirmenine su taşımak için değil halkın çıkarı ve refahı için yapıldığının farkına vardığımızda doğru politikaları üretme şansımız olacaktır.
